Presse 



Sevgili dostlar,


      Geçen hafta Pazartesi günkü yorumda şöyle yazmıştım:
      "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iki yıldır hapiste tutulan HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğuyla seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi ve 'Derhal serbest bırakın' dedi. Erdoğan'ın cevabı sert oldu:
         'Karar bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar işi bitiririz.'
         AİHM, Türk hukuk sisteminin bir parçası... Bu yüzden Erdoğan'ın sözü, 'Hukuk bizi bağlamaz' diye tercüme edilebilir. Bu tavır, Türkiye'nin Konsey'den ihracına kadar gidebilir.
         "Karşı hamle" ne olabilir?
         Muhtemelen Demirtaş hakkındaki bir başka dava hızlandırılıp hüküm verilecek ve tutukluluk hali sürecek."
         Aynen öyle oldu. Erdoğan'ın "karşı hamle"si dün geldi. İstanbul'daki bir bölge adliye mahkemesi, görülmedik bir hızla karar aldı. Selahattin Demirtaş (ve Sırrı Süreyya Önder) hakkında daha önce verilen bir "terör örgütü propagandası" cezasını onadı. Şimdi Hükümet, AİHM kararına uyarak Demirtaş'ın "salıverilmesine" karar verebilir ve tam kapıda Demirtaş'ı yeni suçtan yeniden tutuklayabilir.
         Türkiye örneğinde şunu daha net görüyoruz:
         Bir ülkede adalet yoksa parlamentonun, siyasi partilerin, hatta demokrasinin de anlamı kalmıyor. Yargıçlara hükmeden bir hükümdar, istediği partiyi kapatabiliyor, rakip gördüğü lideri hapsedebiliyor, sandık sonuçlarına müdahale edebiliyor, her seçimi kazanabiliyor.
      Bu şartlar bizi, seçimin, meclisin ve tümüyle demokratik sistemin meşruiyetini, seçime girmenin anlamını sorgulayacağımız bir noktaya getiriyor. Baskıya direnmenin meşru araçlarından mahrum kalmanın, hak arayanları nasıl illegal yollara sevk ettiğini ve nasıl bir çatışma ortamı yarattığını, Türkiye askeri yönetim dönemlerinde gördü.
        Dileyelim bu adalet katliamı, bizi yeniden o noktaya sürüklemesin.


Can Dündar